![]() |
| Silk satin with silk and metallic-thread embroidery LACMA France or Italy, 1730-1740. Silk satin with silk and metallic-thread embroidery, guipure and gaufrure. |
![]() |
| White silk bodice with green velvet trimming. Made by dressmaker Alice Mendenhall, St. Paul, Minnesota. 1895/1897 Source: Minnesota Historical Society |
![]() | |||||||||||
| Source : leslieguerrero |
![]() |
| 1894, Museum of New Zealand |
Moda, vücudun doğal görünüşünü kültürel malzemeler kullanarak dönüştüren bir sanat olarak düşünülmüş olabilir. Çekiciliği arttırmaya ek olarak beğeni kriterleri, sosyal durumu ve seksi iletir. Evrimsel süreçle bağlantılı olarak tavus kuşu benzetmeleri, insanın doğallıktan dünyayı geçtiği bir yol olarak düşünülmüş olmalı... Delmek, dövme yapmak gibi fiziksel dekorasyon, deriyi kazımak, halhal, o kişinin kendisi hakkındaki bilgiyi yansıtır. . Çoğunlukla insanlar çıplaktan ziyade giyindiği zaman arzu edilir veya çekiciliğin unsuru olur. Bu sadece basitçe giysilerin, tümden kusurları örttüğü için değil aynı zamanda giydirirken bilgiyi iletmeye ek olarak, süslenmiş ve giydirilmiş bir vücut aldatıcı da olabilir.
Minoan'ın, (İ.Ö. 1800) ayarladığı korseler, kadınların belini incelterek estetik görünüme katkıda bulundu ve göğüsler kendini gösterdi. Hem Romenler hem de Mısırlılar, bu tarzı kullanarak modaya uyarladı. Eski Romalı şair Ovid'in şiirlerinde, yaşamından şikayet eden kadınların saç şekillerini ne kadar sık değiştirdiğinden bahseder.
Fransız olan antropolog Marcel Griaule, Afrika'da Dogon Kabilesinde yaşayan kadının, doğal kutsal olduğunu düşündüğü güzelliğini ortaya çıkarmak ve arzu edilirliğini arttırmak için kullandığı aksesuarlara dikkat çeker.
Rönesans döneminde kadınların sıkça tercih ettiği dekolte elbiseler, dişiliği teşhir edici özelliği ile gündemdeydi. Gerçekten bu moda demekti.
Üst sınıflara hizmet eden ve süt anneliği yapan kadının giysilerinde yaptığı bu görevi belirtmek ve aynı zamanda göğüslerini rahatlıkla çıkarabilmesi için elbise tasarımında kolaylıklara gidildi. 1940'lı yıllara kadar bir kadının bebeğini emzirme sürecinde oluşan sarkmalardan rahatsızlık duyulmazken, 1940'lı yıllardan itibaren göğüslerin gerilmesi ve sarkmalara karşı önlemlerin alınması yönünde istekler ortaya çıktı.
1850 yılında kadınlara magazinsel bilgiler veren 'Godey' kitabı vardı. Şiir, oymacılık ve güzellik üzerine makaleleri içeren 'Godey' endüstriyel devrimin bir sonucuydu. Daha doğrusu sanayi devriminin getirdiği giyimdeki standartlaşmanın bir sonucuydu. Çünkü, standartlaşma beraberinde modelite kavramını getirdi. Ve bu anlamda ilk modelleri üstelik canlı mankenleri çalıştıran Charles Frederick oldu.
19. yy. ise korselerin Amerikan ve İngiliz kadınların bolca giydiği bir zaman dilimi oldu. Victoria döneminde kadınlar, sıkı korseli giysiler giyerken, kum saati figürünü çağrıştırıyorlardı. Bazı feministler bu durumun erkeğin kadın üzerinde ki kontrolünü arttırdığını varsayarak korseli giysilere karşı çıkıyorlardı.
1863 yılında Ellen ve Ebeneezer Butik açıldı ve ilk çirişlenen desenler terzileri yarattı. Bu yaratıcı icat olmadan önce, desenlerde standartlaşma söz konusu değildi, fakat dikiş makinesinin icadı ile desen üzerinde tam anlamıyla bir kontrol sağlanmasıyla butiklerde daha fazla çeşit olmaya başladı.
1890 yılında aktris ve sahne yıldızı olan Lillian Russell ideal bir güzellik sembolü olarak opera sahnelerinde boy gösteriyordu. 1879 yılına kadar weber'in operalarında boy gösteren bu yıldız gelecekteki güzellik ve moda kavramlarını haber veriyordu.
1914'te I.dünya savaşının başladığı yıllardı ve yıkım her yeri sararken Mary Phelps tarafından ilk Amerikan tarzı sütyen icad edildi. 1914'te "Arkasız sütyen" adı verilen bu sütyenin patenti alındı..
1920'de modacı, "Uçarı kız" modelini yaratan Paul Poiret oldu. "Uçarı kız", bedeni incelten korseyi atarak, kollar ve bacakları açığa çıkaran etekler ve giysiler giydi. Bu tarzın yaratılmasında, büyük kısmı Amerikalı şirket sahiplerinden oluşan paralı erkeklere fahişelik yapan kadınların bakış açısı vardı.
950' li yıllardan itibaren sinema sektörünün gelişmesiyle, moda ve sinema birbirine besler haline geldi. Sütun gibi düzgün bacaklar, bu dönemin tipik bir özelliğiydi. Marilyn Monroe ile güzellik ölçütleri fizik kanunlara meydan okuyan Barbie.
Kadınların toplumun alışılageldik kurallarını yıkarak önce pantolonu, arkasında süper mini etekleri giymeleriyle (ki öylesine kısa etekler giydiler ki kilotların görünmesi alışa geldik bir durumdu), 1960. Ama yinede 1965' lere kadar modanın etkilediği Amerikalı insan sayısı nüfusun %8 bile geçmiyordu ve 1967 de Londra, Dünya Modasının öncülüğünü yapmaktaydı. Bu dönemde ilk moda bir sahne sunumu olarak da gösterilmeye başlanmış, giysiler sahnede teşhir edilmeye başlanmıştı. Özellikle kadının bir canlı manken olarak sahnede kullanılmaya başlanması ve erotik iç çamaşırlara kadar her türlü giysinin sahnede sunulması feministlerin tepkisini çekmiş, 1968 de feministler sütyen yakma protestoları gerçekleştirmişlerdi. Bu dönemde moda merkezleri çoğalmış, Londra'nın yanında Paris, Chicago isimleride anılır olmuştu.
1971'lerden itibaren kadının cinselliğinin moda ve magazin sinemada hovardaca kullanıldığı ve bunun toplumsal bazda kabul gördüğü 80 öncesine bir geçiş süreci yaşandı. Erkek gözleri seksi kadınları ararken, kadın gözleri de erkeklere donuk ve salt içgüdüsel (hayvansal bir bakış da denilebilir) bir bakış atardı. Donuk ve baygın bakışlar bu dönemin bir simgesi denilebilir bir açıdan. Tabi ki bu dönem medyanın özellikle güzellik sektöründe etkisini iyiden iyiye hissetirdiği, ve yıldızları yarattığı dönemdir. Ve artık moda medyadan bağımsız düşünülemiyecek bir noktadır. Top modeller, sinema yıldızları, kapak modeller vs...
Victoria döneminde, çiçeklerin anlamları ile büyülenen insanlar, gerçek aşkı temsil eden gülleri düğünler için popülerleştirdi.
• Yine Victoria döneminde başlayan bir adet bugün şekil değiştirerek varlığını sürdürmekte. Gelin, kutlama alanını terk ederken en yakın arkadaşına, onu kötü ruhlardan korumak için buketini emanet ederdi. Şimdi rastgele havaya atılan buket bekar bayanlar arasında evliliğe en yakın olanı belirliyor.
Kaynak



